Sol taraftaki sesli menüyü göremiyorsanız
 java
yüklemelisiniz.

2000-2001 ÖĞRETİM YILINDA OKULUMUZUN
8/B SINIFINDAN MEZUN OLAN ÖĞRENCİMİZ YELİZ ÖZ'ÜN  BAŞARI ÖYKÜSÜ (24.11.2008)


Hürriyet Gazetesi muhabiri Yeliz Öz: Türkiye’de medyada çok seslilik var

Kategori:Gazete | Tarih:11/10/08

Gazetecilik mesleğinin kutsal olduğuna inanan birisi olduğumu hemen söylemeliyim. Bir bilgi veya haberi doğrudan okuyucuya aktarması nedeniyle ikili bir ilişki kurulmasıyla başlıyor kutsallığı esasında. Okuyucunun inancını boşa çıkarmaması ise bu kutsal mesleği icra edenlerin büyük sorumluluğunda oluyor. Çok ciddi bir yükümlülük ve dolayısıyla çok kutsal bir görev üsteniyor gazeteciler tabiri caizse.
Bu mesleği icra edenler arasında 21 yaşında bir genç var: Yeliz Öz. Hürriyet muhabiri olarak çalışan Yeliz imza attığı haber ve basın ödülleriyle adını duyurmayı başardı. Hürriyet Gazetesi’nde çalıştığı sıralar kendisi için çok kolay geçmediğini, büyük fedakarlıklar gösterdiğini satır aralarında okuyacaksınız.
Gazetecilik mesleğinde Yeliz’e kolaylık ve başarılar diliyor, gösterdiği desteğine teşekkürlerimi sunuyorum. Umarım, gerçekleştirdiğimiz röportajla çok sesliliğe katkı sağlamış oluruz.

Yeliz Öz’ü Başarılı Gençler okuyucularına tanıtır mısın? Nasıl biridir Yeliz?
21 Mayıs 1987 Bakırköy, İstanbul’da dünyaya geldim. İlk ve ortaokulu Bakırköy Mustafa Necati İlköğretim Okulu’nda okudum. Gazeteciliğe dair heveslerim de aslında orada başladı. Ortaokul 2′nci sınıfta duvar gazetesi projesi olarak başlayan sonrasında fotokopiyle çoğaltıp yazılı bir yayın organı haline getirdiğimiz “Gençlik” dergisinin yayın yönetmenliğini yaptım. Sonra katıldığım bir öykü yarışmasında aldığım ödül Yaşar Kemal’le tanıştırdı beni. Yazı yazma hevesiyle yanıp tutuşurken, Aydın Doğan Anadolu İletişim Meslek Lisesi’ni kazandım. Ve aslında her şey o okulun kapısından içeri girmemle başladı. Lisenin üçüncü yılında Hürriyet Gazetesi’ni ziyaret ederken “Ben de burada olmalıyım” dedim kendi kendime. Ve birkaç ay sonra staj için istihbarat servisine adımımı attım. Önce stajyerlik başladı. Aydın Doğan Lisesi’ni birincilikle bitirdiğimde istihbarat servisinde çalışan genç bir muhabir olmuştum. Üniversite sınavında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nü kazandım. Şu anda son sınıf öğrencisiyim ve Hürriyet’te başlayalı da tam 5 yıl oldu. Tabii o üç yıl nasıl geçti diye sorarsanız, kesinlikle kolay değildi. İşten çıkıp sınava girip sınavdan çıkıp işe geldiğim ardından eve gidip sabaha kadar ders çalışıp yine işe gidip yine sınava girdiğim günleri bilirim. Ama Hürriyet İstihbarat Müdürü Celal Korkut ve İstihbarat Şefi Ayda Kayar’ın her zaman büyük destekleriyle o sürecin üstesinden geldim.
Nasıl biridir Yeliz sorusunun cevabı burada yatıyor. Yeliz, başarılı bir gazeteci olabilmek için hem akademik hem pratik açıdan kendini geliştirmesi gerektiğine inanıyor. O yüzden de daha uzun yıllar çok çalışmak zorunda olduğunun farkında…

Hürriyet’te gazeteci olmak büyük bir şans. Aydın Doğan Vakfı Genç İletişimciler Yarışması’nda En İyi Haber ödülü alarak da mesleğini taçlandırdın. Peki seni diğer meslektaşlarından üstün kılan nedir?
Açıkçası beni diğer meslektaşlarımdan üstün kılan nedir sorusu boyumu aşıyor.  Çünkü henüz kendimi gazeteci olarak göremiyorum. Aydın Doğan Vakfı’ndan en iyi haber ödülü almak büyük bir onur benim için. Çünkü ödülün başarılarımı farkeden birilerinin olduğunu gördüğüm için sevinçle karşıladım. Tabii harika bir teşvik oldu benim için. Kendimi geliştirip bir gün Usta Gazeteci ödülünü almak için çok emek vermem lazım bu mesleğe. Daha yolun başındayım.

Türkiye’de ‘haberi objektif olarak halka aktaramama’ sorunu olduğunu görüyorum. Habere muhabirin bakış açısı/subjektifliği ‘taraflı haberi’ doğuruyor ne yazık ki. Gerçekten de yorum vermeden haber yazılamıyor mu?
Aslında ben buna hiç katılmıyorum; aksine Türkiye’de haber kavramının yeniden şekillendiğini düşünüyorum. Artık gazeteler muhabirlerin değil yazarların kaleminden şekilleniyor. Muhabir konunun özünü yorumunu katmadan en kısa haliyle aktarıyor. Muhabirin öz haberine geri bildirimler de yazarların kaleminden geliyor. Bence gözden kaçırılan nokta yazarların artık daha sert ya da daha açık konuşabildiği. Dikkat ederseniz gazetedeki habere ayrılan yer her geçen gün azalıyor. Reklamlar büyüyor, haberler küçülüyor ama yazarlar hep olduğu yerde duruyor. Yazarların yazıları birinci sayfadan anonslu duyuruluyor. Bu dünyada da böyle. Avrupa’daki gazeteler ikiye ayrılıyor, tabloid olanlar haberleri en kısa en anlaşılır haliyle okura aktarıyor. Bizdeki boyut gazetelerde ise değerlendirmeler ağırlıkta. Bu beni heyecanlandıran bir konsept. Artık klasik uzun uzadıya giden basın toplantılarını anlatma devri değil. Çünkü kimin 3 saatini gazete okumaya ayıracak vakti var ki?

Ünlü düşünür Jean Baudrillard “Sessiz Yığınlar Gölgesinde” isimli kitabında “İçinde yaşadığımız dünyada haber oranı arttığı ölçüde anlam oranı da azalmaktadır.” diyor. Bu bağlamda acaba kitleler medyadan anlam üretilmesini değil de; şov mu istiyor?
Bunu görsel dünya için değerlendirebiliriz; ama yazılı basında buna inanmıyorum. Görsel medyada kesinlikle içinden çıkılmaz bir dünyaya sürükleniyoruz. Eve geldiğimde ben de ailemi kutulardan para kazanan insanları izlerken bulabiliyorum. Bunu Frankfurt Okulu’nda da anlatmaya çalışmamışlar mıydı? Ama olaya bir de şu açıdan bakmak lazım. Türkiye çoğunluğunu genç nüfusun oluşturduğu gelişmekte olan bir ülke diyoruz. Asgari ücretle geçinen ailelerin varlığı da üniversite mezunu işsizlerin oranı da ortada! Bu şartlar altında istediğimiz kadar oturup televizyonlarda ülkeyi kurtaralım neye yarar? Bundan faydalanmak isteyenler de dikkati başka yöne çekebiliyorlar. Bu çok doğal. Kitleler şov istemiyor sadece bıkkınlık ve yılgınlık içinde birkaç saat kafasını dağıtıyor.

Gazetelerimiz birçoğu aynı konseptte yayıncılık yaptığı eleştirilerine ne diyorsun? Bir gazete ‘çok sesliyiz’ demesine ne kadar itimat edebiliriz?
Çok seslilikten kastettiğinin ne olduğuna bağlı bu soru. Ben hergün istisnasız en az üç gazeteyi elime alır okurum. Her gazetenin okur kitlesine bağlı bir yayın politikası var. Bence tek bir gazetenin çok sesliliği iddialı bir söylem. Türkiye’de medyada çok seslilik var.

Şu bir gerçek; Hürriyet Gazetesi de dahil birçok gazetenin arka sayfa güzeli var. Diğer gelişmiş ülkelerde bu durum söz konusu değil.. Yeliz şunu merak ediyorum: Bu müstehcen görüntülerin bizde haber değeri mi var?
Bak bu doğrultuda üstte verdiğim yanıtı hatırlatırım. Avrupa’da tabloid gazeteler zaten arka sayfa güzeli değil ön sayfadan da güzelleri yayınlayabiliyor. Kitleyi kendine çekiyor kısacası. Biz de ise kitle gazeteleri var. Hürriyet de günlük yayınlanan bir kitle gazetesi. Sadece politik yayın yapan bir gazete değiliz ki. Türkiye’deki gazetelerin hemen hemen tamamı da böyle. Eğer hitap ettiğin şey kitleyse evet bence arka sayfa güzelini de takip eden bir kitle var. Bu bir halka olarak düşün, hepsi birbirine bağlı. O gazetenin en iddialı politik yazarını okuyan bir kitle de var spor sayfasıyla güne başlayan da arka sayfa güzelini takip eden de. Eğer okumak istemiyorsan okumazsın ya da tercih etmezsin o gazeteyi, çok basit bir denklem. Bence artık arka sayfa güzeli gazetede yer almalı mı almamalı mı sorularının çok ötesinde bir dünyadayız.

Zaman makinesi olsaydı; tekrar gazeteciliği tercih eder miydin? Erken yaşlanacağını düşünüyor musun?
Ahah, bu soruyu beklemiyordum işte. Tabii ki tercih ederdim. Bu heyecanı seviyorum. Ayrıca gazetecilik yaşlandırmıyor, yıpratıyor. Ben kendimi hiç 21 yaşında hissetmiyorum. Çünkü gün oluyor röportaja giderken yol kenarındaki cesedi görüp haberini yapıyorsun. Gün geliyor miting haberinde aralıksız 10 saat çalışıyorsun. Asla şikayet etmiyorum. Çünkü gün geldi dünyanın en büyük deneyine CERN’de şahitlik ettim. Gazeteciliği sabah gel akşam git bir iş gibi kesinlikle düşünemeyiz. İnsanın kendisi sorumluluklarla dolu, gazetecilik ayrı bir sorumluluk. Çünkü yazdığımız haberlerin etkisi bazen dünyaya yayılıyor. Bu kadar hızlı yaşarken yaşlanmak değil; ama yıpranmak kaçınılmaz.

Gazete okuma oranının düşük olduğu ülkemizde internetten haberlerin takip edilmesi baskılı yayını bitirebilir mi dersin?
Bu benim özel ilgi alanım; yani internet yayıncılığı. Zaten kişisel blogum var: yelizoz.blogspot.com. İnternet yayıncılığı gazeteyi bitiremez. Çünkü gazete okumak eline o gazetelerin sayfalarını alıp okumak farklı bir keyif. Biz tuvalette gazete okuyan bir toplumuz. Bunları es geçmeyelim lütfen:) İşte bak dünya bu noktaya geliyor. Güncel haberler anında internette. Peki arka planı? Yorumlar, yazarlar, değerlendirmeler, uzman görüşleri… Bunlar haberi doyuran etmenler. Eğer sadece internet haberleriyle beslenirsek haber obezi olabiliriz:) Sağlıklı bir haber takibi için internete evet; ama gazete kağıdını elime almadığım bir gün düşünemiyorum.

İleriye dönük hedeflerini paylaşabilir misin bize? Mesleki kariyerin için neler düşünüyorsun?
Kesinlikle akademik kariyeri ve aktif muhabirliği bir arada sürdürmek istiyorum. Önümüzdeki Ocak’ta Avrupa Birliği’nin sağladığı bir programla üniversitemin ikinci yarı yılını Belçika’da bir gazetecilik üniversitesinde okuyacağım. Döndüğümde daha iyi yabancı dil, daha iyi ekonomi ve uluslararası siyaset donanımım olacak. Dolayısıyla meslekte kendimi geliştirmem için önüme iyi bir yol çizebilir. Tabii minik bir de hedefim (%50) hayalim (%50) var.:) Boğaziçi ya da Galatasaray Üniversitesi’nde yüksek lisans yapmak istiyorum. Uzun vadede de bir yandan akademik anlamda üniversite öğrencileriyle bu mesleğin “olmazsa olmazlarını” tartışacak bir akademik ortamda yer alma amacındayım.

Gazetecilik bölümünü okuyanlara, gazeteci olmak isteyenlere, gazeteciliğe ilgi duyanlara neler söyleyeceksin buradan?
İstiyorlarsa vazgeçmesinler. “Bu da meslek mi?”, “Ben de elime fotoğraf makinesini alsam, ben de muhabir olurum”, “Bu paraya bu iş yapılmaz” yorumlarını ben çok duydum. Ama dediğim gazetecilik gerçek bir gönül işi. Haberin mutfağından geçmeden gazeteci oldum denilemez. Başbakan haberini takip ederken, yolda meydana gelen trafik kazası haberini de yapmak muhabirin işi. Ben yazı yazmayı çok seviyorum ve bir gün kitlelere hitap edecek yazılarımın yayınlanacağına inanıyorum. Bunun için de kendimi geliştirmek zorunda olduğumun farkındayım. Gazeteciliğe ilgi duyuyorlarsa ve karşılaşacakları zorluklarla mücadele edecek inançları varsa kesinlikle ve kesinlikle uğraşsınlar.

Röportaj: İbrahim Eryiğit

Mustafa Necati İlköğretim Okulu
2001-2008

Not: Bu röportaj Yeliz Öz'ün bilgisi dahilinde yayınlanmaktadır.