Gazetecilik
mesleğinin kutsal olduğuna inanan birisi olduğumu hemen söylemeliyim. Bir bilgi
veya haberi doğrudan okuyucuya aktarması nedeniyle ikili bir ilişki kurulmasıyla
başlıyor kutsallığı esasında. Okuyucunun inancını boşa çıkarmaması ise bu kutsal
mesleği icra edenlerin büyük sorumluluğunda oluyor. Çok ciddi bir yükümlülük ve
dolayısıyla çok kutsal bir görev üsteniyor gazeteciler tabiri caizse.
Bu mesleği icra edenler arasında 21 yaşında bir genç var: Yeliz Öz. Hürriyet
muhabiri olarak çalışan Yeliz imza attığı haber ve basın ödülleriyle adını
duyurmayı başardı. Hürriyet Gazetesi’nde çalıştığı sıralar kendisi için çok
kolay geçmediğini, büyük fedakarlıklar gösterdiğini satır aralarında
okuyacaksınız.
Gazetecilik mesleğinde Yeliz’e kolaylık ve başarılar diliyor, gösterdiği
desteğine teşekkürlerimi sunuyorum. Umarım, gerçekleştirdiğimiz röportajla çok
sesliliğe katkı sağlamış oluruz.
Yeliz Öz’ü
Başarılı Gençler okuyucularına tanıtır mısın? Nasıl biridir Yeliz?
21 Mayıs 1987 Bakırköy, İstanbul’da dünyaya geldim. İlk ve ortaokulu Bakırköy
Mustafa Necati İlköğretim Okulu’nda okudum. Gazeteciliğe dair heveslerim de
aslında orada başladı. Ortaokul 2′nci sınıfta duvar gazetesi projesi olarak
başlayan sonrasında fotokopiyle çoğaltıp yazılı bir yayın organı haline
getirdiğimiz “Gençlik” dergisinin yayın yönetmenliğini yaptım. Sonra katıldığım
bir öykü yarışmasında aldığım ödül Yaşar Kemal’le tanıştırdı beni. Yazı yazma
hevesiyle yanıp tutuşurken, Aydın Doğan Anadolu İletişim Meslek Lisesi’ni
kazandım. Ve aslında her şey o okulun kapısından içeri girmemle başladı. Lisenin
üçüncü yılında Hürriyet Gazetesi’ni ziyaret ederken “Ben de burada olmalıyım”
dedim kendi kendime. Ve birkaç ay sonra staj için istihbarat servisine adımımı
attım. Önce stajyerlik başladı. Aydın Doğan Lisesi’ni birincilikle bitirdiğimde
istihbarat servisinde çalışan genç bir muhabir olmuştum. Üniversite sınavında
Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nü kazandım. Şu anda
son sınıf öğrencisiyim ve Hürriyet’te başlayalı da tam 5 yıl oldu. Tabii o üç
yıl nasıl geçti diye sorarsanız, kesinlikle kolay değildi. İşten çıkıp sınava
girip sınavdan çıkıp işe geldiğim ardından eve gidip sabaha kadar ders çalışıp
yine işe gidip yine sınava girdiğim günleri bilirim. Ama Hürriyet İstihbarat
Müdürü Celal Korkut ve İstihbarat Şefi Ayda Kayar’ın her zaman büyük
destekleriyle o sürecin üstesinden geldim.
Nasıl biridir Yeliz sorusunun cevabı burada yatıyor. Yeliz, başarılı bir
gazeteci olabilmek için hem akademik hem pratik açıdan kendini geliştirmesi
gerektiğine inanıyor. O yüzden de daha uzun yıllar çok çalışmak zorunda
olduğunun farkında…
Hürriyet’te
gazeteci olmak büyük bir şans. Aydın Doğan Vakfı Genç İletişimciler
Yarışması’nda En İyi Haber ödülü alarak da mesleğini taçlandırdın. Peki seni
diğer meslektaşlarından üstün kılan nedir?
Açıkçası beni diğer meslektaşlarımdan üstün kılan nedir sorusu boyumu aşıyor.
Çünkü henüz kendimi gazeteci olarak göremiyorum. Aydın Doğan Vakfı’ndan en iyi
haber ödülü almak büyük bir onur benim için. Çünkü ödülün başarılarımı farkeden
birilerinin olduğunu gördüğüm için sevinçle karşıladım. Tabii harika bir teşvik
oldu benim için. Kendimi geliştirip bir gün Usta Gazeteci ödülünü almak için çok
emek vermem lazım bu mesleğe. Daha yolun başındayım.
Türkiye’de
‘haberi objektif olarak halka aktaramama’ sorunu olduğunu görüyorum. Habere
muhabirin bakış açısı/subjektifliği ‘taraflı haberi’ doğuruyor ne yazık ki.
Gerçekten de yorum vermeden haber yazılamıyor mu?
Aslında ben buna hiç katılmıyorum; aksine Türkiye’de haber kavramının yeniden
şekillendiğini düşünüyorum. Artık gazeteler muhabirlerin değil yazarların
kaleminden şekilleniyor. Muhabir konunun özünü yorumunu katmadan en kısa haliyle
aktarıyor. Muhabirin öz haberine geri bildirimler de yazarların kaleminden
geliyor. Bence gözden kaçırılan nokta yazarların artık daha sert ya da daha açık
konuşabildiği. Dikkat ederseniz gazetedeki habere ayrılan yer her geçen gün
azalıyor. Reklamlar büyüyor, haberler küçülüyor ama yazarlar hep olduğu yerde
duruyor. Yazarların yazıları birinci sayfadan anonslu duyuruluyor. Bu dünyada da
böyle. Avrupa’daki gazeteler ikiye ayrılıyor, tabloid olanlar haberleri en kısa
en anlaşılır haliyle okura aktarıyor. Bizdeki boyut gazetelerde ise
değerlendirmeler ağırlıkta. Bu beni heyecanlandıran bir konsept. Artık klasik
uzun uzadıya giden basın toplantılarını anlatma devri değil. Çünkü kimin 3
saatini gazete okumaya ayıracak vakti var ki?
Ünlü
düşünür Jean Baudrillard “Sessiz Yığınlar Gölgesinde” isimli kitabında “İçinde
yaşadığımız dünyada haber oranı arttığı ölçüde anlam oranı da azalmaktadır.”
diyor. Bu bağlamda acaba kitleler medyadan anlam üretilmesini değil de; şov mu
istiyor?
Bunu görsel dünya için değerlendirebiliriz; ama yazılı basında buna inanmıyorum.
Görsel medyada kesinlikle içinden çıkılmaz bir dünyaya sürükleniyoruz. Eve
geldiğimde ben de ailemi kutulardan para kazanan insanları izlerken
bulabiliyorum. Bunu Frankfurt Okulu’nda da anlatmaya çalışmamışlar mıydı? Ama
olaya bir de şu açıdan bakmak lazım. Türkiye çoğunluğunu genç nüfusun
oluşturduğu gelişmekte olan bir ülke diyoruz. Asgari ücretle geçinen ailelerin
varlığı da üniversite mezunu işsizlerin oranı da ortada! Bu şartlar altında
istediğimiz kadar oturup televizyonlarda ülkeyi kurtaralım neye yarar? Bundan
faydalanmak isteyenler de dikkati başka yöne çekebiliyorlar. Bu çok doğal.
Kitleler şov istemiyor sadece bıkkınlık ve yılgınlık içinde birkaç saat kafasını
dağıtıyor.
Gazetelerimiz birçoğu aynı konseptte yayıncılık yaptığı eleştirilerine ne
diyorsun? Bir gazete ‘çok sesliyiz’ demesine ne kadar itimat edebiliriz?
Çok seslilikten kastettiğinin ne olduğuna bağlı bu soru. Ben hergün istisnasız
en az üç gazeteyi elime alır okurum. Her gazetenin okur kitlesine bağlı bir
yayın politikası var. Bence tek bir gazetenin çok sesliliği iddialı bir söylem.
Türkiye’de medyada çok seslilik var.
Şu bir
gerçek; Hürriyet Gazetesi de dahil birçok gazetenin arka sayfa güzeli var. Diğer
gelişmiş ülkelerde bu durum söz konusu değil.. Yeliz şunu merak ediyorum: Bu
müstehcen görüntülerin bizde haber değeri mi var?
Bak bu doğrultuda üstte verdiğim yanıtı hatırlatırım. Avrupa’da tabloid
gazeteler zaten arka sayfa güzeli değil ön sayfadan da güzelleri
yayınlayabiliyor. Kitleyi kendine çekiyor kısacası. Biz de ise kitle gazeteleri
var. Hürriyet de günlük yayınlanan bir kitle gazetesi. Sadece politik yayın
yapan bir gazete değiliz ki. Türkiye’deki gazetelerin hemen hemen tamamı da
böyle. Eğer hitap ettiğin şey kitleyse evet bence arka sayfa güzelini de takip
eden bir kitle var. Bu bir halka olarak düşün, hepsi birbirine bağlı. O
gazetenin en iddialı politik yazarını okuyan bir kitle de var spor sayfasıyla
güne başlayan da arka sayfa güzelini takip eden de. Eğer okumak istemiyorsan
okumazsın ya da tercih etmezsin o gazeteyi, çok basit bir denklem. Bence artık
arka sayfa güzeli gazetede yer almalı mı almamalı mı sorularının çok ötesinde
bir dünyadayız.
Zaman
makinesi olsaydı; tekrar gazeteciliği tercih eder miydin? Erken yaşlanacağını
düşünüyor musun?
Ahah, bu soruyu beklemiyordum işte. Tabii ki tercih ederdim. Bu heyecanı
seviyorum. Ayrıca gazetecilik yaşlandırmıyor, yıpratıyor. Ben kendimi hiç 21
yaşında hissetmiyorum. Çünkü gün oluyor röportaja giderken yol kenarındaki
cesedi görüp haberini yapıyorsun. Gün geliyor miting haberinde aralıksız 10 saat
çalışıyorsun. Asla şikayet etmiyorum. Çünkü gün geldi dünyanın en büyük deneyine
CERN’de şahitlik ettim. Gazeteciliği sabah gel akşam git bir iş gibi kesinlikle
düşünemeyiz. İnsanın kendisi sorumluluklarla dolu, gazetecilik ayrı bir
sorumluluk. Çünkü yazdığımız haberlerin etkisi bazen dünyaya yayılıyor. Bu kadar
hızlı yaşarken yaşlanmak değil; ama yıpranmak kaçınılmaz.
Gazete
okuma oranının düşük olduğu ülkemizde internetten haberlerin takip edilmesi
baskılı yayını bitirebilir mi dersin?
Bu benim özel ilgi alanım; yani internet yayıncılığı. Zaten kişisel blogum var:
yelizoz.blogspot.com. İnternet yayıncılığı gazeteyi bitiremez. Çünkü gazete
okumak eline o gazetelerin sayfalarını alıp okumak farklı bir keyif. Biz
tuvalette gazete okuyan bir toplumuz. Bunları es geçmeyelim lütfen:) İşte bak
dünya bu noktaya geliyor. Güncel haberler anında internette. Peki arka planı?
Yorumlar, yazarlar, değerlendirmeler, uzman görüşleri… Bunlar haberi doyuran
etmenler. Eğer sadece internet haberleriyle beslenirsek haber obezi olabiliriz:)
Sağlıklı bir haber takibi için internete evet; ama gazete kağıdını elime
almadığım bir gün düşünemiyorum.
İleriye
dönük hedeflerini paylaşabilir misin bize? Mesleki kariyerin için neler
düşünüyorsun?
Kesinlikle akademik kariyeri ve aktif muhabirliği bir arada sürdürmek istiyorum.
Önümüzdeki Ocak’ta Avrupa Birliği’nin sağladığı bir programla üniversitemin
ikinci yarı yılını Belçika’da bir gazetecilik üniversitesinde okuyacağım.
Döndüğümde daha iyi yabancı dil, daha iyi ekonomi ve uluslararası siyaset
donanımım olacak. Dolayısıyla meslekte kendimi geliştirmem için önüme iyi bir
yol çizebilir. Tabii minik bir de hedefim (%50) hayalim (%50) var.:) Boğaziçi ya
da Galatasaray Üniversitesi’nde yüksek lisans yapmak istiyorum. Uzun vadede de
bir yandan akademik anlamda üniversite öğrencileriyle bu mesleğin “olmazsa
olmazlarını” tartışacak bir akademik ortamda yer alma amacındayım.
Gazetecilik
bölümünü okuyanlara, gazeteci olmak isteyenlere, gazeteciliğe ilgi duyanlara
neler söyleyeceksin buradan?
İstiyorlarsa vazgeçmesinler. “Bu da meslek mi?”, “Ben de elime fotoğraf
makinesini alsam, ben de muhabir olurum”, “Bu paraya bu iş yapılmaz” yorumlarını
ben çok duydum. Ama dediğim gazetecilik gerçek bir gönül işi. Haberin
mutfağından geçmeden gazeteci oldum denilemez. Başbakan haberini takip ederken,
yolda meydana gelen trafik kazası haberini de yapmak muhabirin işi. Ben yazı
yazmayı çok seviyorum ve bir gün kitlelere hitap edecek yazılarımın
yayınlanacağına inanıyorum. Bunun için de kendimi geliştirmek zorunda olduğumun
farkındayım. Gazeteciliğe ilgi duyuyorlarsa ve karşılaşacakları zorluklarla
mücadele edecek inançları varsa kesinlikle ve kesinlikle uğraşsınlar.
Röportaj: İbrahim Eryiğit
Mustafa
Necati İlköğretim Okulu
2001-2008
Not: Bu röportaj Yeliz Öz'ün bilgisi dahilinde yayınlanmaktadır.